13 Nisan 2009 Pazartesi

cocoon



Tür:Macera ,Bilimkurgu

Yapımı:ABD 1985 117 dakika

Oyuncular: Don Ameche, Wilford Brimley, Hume Cronyn, Brian Dennehy, Jack Gilford, Steve Guttenberg, Maureen Stapleton, Jessica Tandy, Gwen Verdon

Yönetmen:Ron howard

Müzik:James Horner

İmbd:6.6

Terkedilmiş görünen komşu evin havuzuna kaçamak gece ziyaretleri yapan bir grup ihtiyar, havuzun dibinde dev istiridyemsi şeyler bulurlar. Daha sonra havauza girdikçe gençleşmeye başladıklarını hissederler.Yaşlıyken gençleşmenin ne kadar güzel olduğunu görüyorum bu filmde.
1980'lerin en sıcak filmlerinden biri. Mizahi, masalsı bir bilim kurgu hikayesi.

'istila 'yı başlatan isim :Jack Finney

jack Finney'nin bilim kurgu romanı 'body snatchers' sinemaya uyarlanarak siyah beyaz sinemadan gününümüz sinemasına kadar eskimeyen bir senaryo olmuştur.Finney'in romanında uzaylılar ,uyurken insanın bedenini ele geçiriyiyorlar ve bir kozayla üstünü kaplıyarak aynı insanın kopysını çıkarıyorlar ama tabi gerçek insan ölüyor. Yerine görünümü aynı olan fakat ruhsuz ,insani duygulardan yoksun bir yaratık çıkıyor . Kendi gezgenlerinde yaşamlarının sona ermesiyle dünyada bütün insanlığı ele geçerirek dünyada yaşama alanı bulurlar.
1956da çekilen ilk istila filmi olan 'invasiyon of the body snatchers 'düşük bütçeyle yapılmasına rağmen jack finney'in romanındaki gerçek metine sağdık kalmıştır .imbd puanı 8.0 olmasının nedeni bu olsa gerek.Zaten elieştirmenler gözlemlediğim kadarıyla eskiden çekilen siyah beyaz filmelere daha yüksek puan vermişler.Bunu araştırmak gerek sizin fikriniz ne bu konuda??




1978de çekilen 'invasiyon of the Body snatchers '1970'lerin korku klasikleri arasında yer alarak yönetmeni Philip Kaufman ödül aldı .Başrolde çok tanıdık bir oyuncu olan Donald Sutherland oynamıştır. Hatta ve hatta benim için babası kadar başarılı olan oğlu Kiefer Sutherlan'dı 24 dizisindan tanıyoruz.




Benim için bu senaryonun en başarılı yapımı 1993 de çekilen Body Snatchers olmuştur .Burda nihayet renkli versiyona geçilmiştir.En ürkütücü uyarlama olduğunu düşünüyorum.Bu filmi uzun zamandan beri izlemiyorum .Eğer izleyecek biri olursa filmin başında 'Gabrielle Anvarın 'walkmaniyle dinlediği parçayı bana hatırlatırsınız sevinirim. İmbd puanı :5.7


İstila uyarlamaların en sonuncusu olan 'The invasiyon'un kahramanları Nicole Kidman ve Daniel Craig .imbd puanı 6.0 olmasına rağmen bence başarılı ve çok heycanlı olmuş.Filmde Nicole Kidman'ın oğlu annesinin uyumaması için elinden geleni yapıyor.


9 Nisan 2009 Perşembe

taken



Yönetmen: Breck Eisner, Félix Enríquez Alcalá, John Fawcett, Tobe Hooper
Oyuncular: Dakota Fanning, Matt Frewer, Heather Donahue, Emily Bergl

tür: dram ,korku, gerilim


Yapımcılığını usta yönetmen Steven Spielberg'ün üstlendiği toplam 10 bölümden oluşan ve her bölümü yaklaşık 90 dakikalık Taken, İkinci Dünya Savaşı'ndaki bir bombala sırasında pilot olan Rusell Kelly'nin uzaylı yaratıklarla yüz yüze gelmesiyle başlıyor.Uzaylılar tarafından defalalarca kaçırılıp üzerinde deneyler yapılan ve geri bırakılan bir adam,bir uzaylıyla ile dünyalının birlikte olmasından doğan yarı insan ve yarı uzaylı bir insan ve ailesi, uzaylıların Dünya'yı ziyareti sırasında kaza yapan uzay gemisini inceleleyip bu olayı örtbas eden bir devlet adamı ve onun ailesinin 1944'den günümüze 3 kuşağa yayılan hikayesi.


yorumum: Kolleksiyonuma koyduğum ve henüz izlemediğim ama izlemek için sabırsızlandığım bir başyapıt. Herhalde böyle bir yönetmenin bu başarılı eserini hemen izleyip de tüketmemek için biraz zaman ayırıyorum kendime. Film insanların dünya dışı varlıklar tarafından kaçırılıp üzerlerinde deney yapıldığı konusunu ele alıyor.
Spielberg'in vazgeçemeyeceği karakterlerden biri olan Dakota Fanning, sinema dünyasına çok küçük yaşta başlamıştır ve kısa bir sürede büyük bir üne kavuşmuştur. Film, kısa oyunculuk hayatında birçok başarılı oyuncuyla birlikte başka sinema yapıtlarında rol almış genç oyuncunun o çok bilmiş anlatımıyla ele alınmıştır...



THE ABYSS


THE ABYSS

imbd:7,5
Yönetmen : James Cameron

Oynayanlar : Ed Harris, Mary Elizabeth Mastrantoni, Michael Biehn, Kimberly Scott
Yapım yılı : 1989
Türü : Bilimkurgu, macera, gerilim
ABD yapımı, 146 dk


Konusu : Soğuk Savaş dönemi sırasında bir Amerikan nükleer denizaltısı bilinmeyen bir düşmanın saldırısına uğrar ve deniz tabanına oturur. Amerikan donanması yakınlardaki bir petrol istasyonunun çalışanlarından olayın sebebini araştırmalarını ister ve onlara destek olarak bir özel tim ve yüksek teknolojiyle donatılmış bir araştırma denizaltısı gönderir. Elde ettikleri veriler ve tesbitleri sonucunda takım "kaza"nın sebebinin dünya dışı varlıkların saldırısı olabileceği yargısına varır, fakat araştırmalarında ilerleyebilmek için "Abyss" adı verilen derin sualtı kanyonuna girmek zorundalardır.


yorum: Filmi izleyeli birkaç sene olmuştur ama ozamanlar çok etkilenmiştim .Ve şimdi yine izlesem aynı etkiyi bulacağıma eminim.Cames Cameron'un 'titanic' ve 'terminatörü' kadar duyulmadı ama çekildiği o döneme göre görsel effektleri baya başarılı.Okyanusun derinliklerine doğru inilen sahneleri heycan verici ve soğuk...
Bugüne kadar dünya dışı varlıklarla ilgili biçok film çekilmiştir .Bunların bazılarında bu varlıklar acımasız bazılarında is iyi yansıtılmıştır .Acaba uzaylılar gerçekten yok edici birer yaratık mı?Yoksa tam aksine dost canlısı uzaylılar mı? Abysste onları yardımsever görmekteyiz.
Eğer bilimkurgu seviyosanız tavsiyemi görmezlikten gelmeyin eskilerden izlemedikleriniz kalmasın türünün en iyilerinden ...

18 Mart 2009 Çarşamba

Chilcomb Yolunda Gizemli Karşılaşma




Bir Pazar akşamı 1976 yılının kasım ayında tren istasyonunda çalışan Joyce Bowles komşusu Ted Bratt ile birlikte chilcomb köyünde bulunan oğlu Stephen’i almaya gidiyorlardı.Birdenbire bütün araba sert bir şekilde ileri geri dalgalandı ve yolun kenarına çarptı.Motor durdu. Joyce Bowles ve Ted Bratt camdan dışarı baktıklarında puro şeklinde parlayan turuncu renginde havada süzülen uçan cisim gördüler.Arabanın arka camından 3 tane kafası görünen yolcular görüyorlardı .Hemen ardından uçan cisime ait olduğunu düşündükleri gümüş kıyafetli insan şeklinde bir yaratık yaklaştı arabanın yanına.Gözbebeğinin ve bayaz kısımlarının olmadığı pembe gözleri göze batıyordu .Arabanın içine bakıyordu.Hemen ardından motor yine çalışmaya başladı.”O ve cisim kayboldu.”diyor Ted Bratt.Ley Teorisine göre savunuculardan birkaçı uzaydaki yaratıkların hatlardaki terestit enerjilerden dolayı yeryüzüne çekildiklerine inanmamaktadır










Loe Barda Hayalet Sürü


























1936 yılında Ağustos ayında bir öğleden sonra 16 yaşındaki stephen jenkis loe bar denilen Cornwaldaki kıyı bölgeyi gezip dolaşıyordu.Bir efsaneye göre buralarda yakınlarda Kral Artusun ölüsünün bulunduğu söyleniyor .Jenkis etrafına baktığında hayret içinde kalarak birdenbire doğrudan doğruya tam önünde bir sürü halinde savaşçı gördü.Bazıları kırmızı bazıları beyaz ve bazılarıda siyah pelerin giymişlerdi.Ortada ,kılıcı yere saplanmış bir kahraman Jenkinin bulunduğu yere pürdikkat gözünü kıpırdatmadan bakıyordu.Jenki istekli,her şeyi daha iyi bir şekilde görebilmek için bir adım öne gitti.Ama bu hareket esnasında bu sürü önceden göründüğü gibi yine birdenbire yok olmuştu.

Bu bir defalık yaşanmışlık gerçekten inanılmazdı.

Jenki 38 yıl sonra tekrar aynı yere geri döndüğünde bu sefer elinde bir kartla ve karısı eşlik etmişti .Bu hayal tekrar göründü ve daha inanılmaz olan iseaynı o zamanki gibi karısınında bu hayali aynı netlikte görebilmesiydi.







Bir Zamanın Ve Boşluğun İçine Yolculuk




























Bir ‘sigara dumanı halkası gibi bulut’ Bruce Gernan Jr.için ilk delildi daha sonraki konuşmasında 4.aralık 1970 ‘de uçuşunun normal gitmediğini söylediğinde. German babasıyla birlikte yan pilot olarak Bahamaya ait olan Andros adasından Floridadaki Palm Beache kalkış yaptılar.Gernon sert bulutların arasından geçebilmek için hız yaptığını hatırladı.Ama o havada süzüldü ve sık olan bulutların içinden hedefe ulaşmaya çalışıyordu.Fakat bulutlar onu içine alıyordu.Bulutlar arası dar bir tünel gördüğünde düşme tehlikesi atlattı.Açık gökyüzüne ulaşmaya çalışıyoru.’Ama bu bulut insanın içine sinen bir şey değildi.

Bulutlar parlayan beyazlıktaydı.Beyaz bulutlar içgüdüsel olarak zaman karışımı gibi bir duygu hissini veriyordu.’sonradan anlattı.Uçak doğru olmayan bir sürate ulaşmaya çalışıyordu.Gernon ve babası birkaç saniye boyunca zor durum yaşadılar.Sonra uçak tüneldendışarı mavi bulutarın içine değil yeşilimsi beyaz renginde bir sisin içine uçtu.

Gernon pozizyonu tespit etmek istediğinde,şaşkınlık içine düştü çünkü pusulası doğru olamayan bir zamanı gösteriyor ve bazı aletler çalışmıyor ve radar kontrolü ile bağlantı kuramıyordu.Sisten sonra bir ada keşfettiler .Dakikalar sonra keşfettikleri yerin aslında ulaşmak istedikleri yer olan miami beach olduğunu fark ettiler.Bu nasıl olabilirdi?

Palm Beacha inişten sonra Genon saatine baktı. Bu uçuş normalde 75 dakika sürmesi gerekirken sadece 45 dakika sürmüştü.

Bu olayı araştırdıklarında devam eden yıllar sonra hayatta kalan şanslı az kişilerden olduklarını kanaatına vardılar. Bermuda üçgeninden geçtiklerini ve esrarengiz bir uçuş yaptıklarını belirttiler.








BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ 10 SIR

Yüzyıllardır tartışılan 10 olgu var. Bunlara bilim yanıt bulamadı. İşte o sırlar;Amerikan LiveScience dergisi, bilim dünyasının açıklayamadığı 10 olguyu sıraladı.

1 - BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI : Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

2 - HAYALETLER : Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler, pek çok insan var. Ancak bilim henüz yanıtı bulamadı.

3- DEJA VU : Fransızca bir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Araştırmacılar ‘déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.

4 - TAOS UĞULTUSU : ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.

5 - DUYU ÖTESİ ALGI : Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, bazı insanların bir çeşit psişik güçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor.

6 - ÖNSEZİ : Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece ‘görünüşte bilmediğimiz’ bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi, kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

7 - ÖLÜMDEN SONRA HAYAT : Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber, maalesef kimse ‘öbür taraf’tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramadı. ‘Öbür dünya’ meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

8 - UFO’LAR… : UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midirş Bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

9 - ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR : İnsanlar bazen kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki adeta buharlaşırlar. 1872′de Portekiz yakınlarında bulunan ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan sadece bazıları.

10 - BÜYÜK AYAK : Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri, ‘Büyük Ayak’ adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki, Büyük Ayak da, İskoçya’nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.



İngiliz Savunma Bakanlığı’na bağlı ‘UFO masasında’ 3 yıl görev yapan Nick Pope, Kraliyet Hava Kuvvetleri pilotlarının UFO’lara ateş açtığını fakat düşüremediklerini açıkladı.

CNN TÜRK - İngiliz Savunma Bakanlığı’na bağlı ‘UFO masasında’ 3 yıl görev yapan Nick Pope, Kraliyet Hava Kuvvetleri pilotlarının UFO’lara ateş açtığını fakat düşüremediklerini açıkladı.

Sun gazetesine konuşan Nick Pope, Krallığa bağlı Hava Kuvvetleri pilotlarının (RAF) değişik zamanlarda defalarca UFO’lara ateş açtığını ancak bugüne kadar yere indirmeyi başaramadıklarını iddia etti.

Konuyu ilk defa basına yansıtan Savunma Bakanlığı’ndan emekli Pope, bunun sık yapılan düzenli tatbikat olmadığını, hava sahasında tehdit oluşturan bir cismin varlığının tespitinde RAF pilotları tarafından otomatik olarak cisimlerin hedef alındığını belirtti.

RAF jetlerinin son yıllarda defalarca UFO’ların varlığına şahit olduğunu söyleyen Savunma Bakanlığı yetkilisi, pilotların hazırladığı raporların gizli tutulduğunu, bakanlık içinde UFO’ları vurmak için geliştirilmiş silahlar üretildiğini belirtti.

Pop, toplumda hala zaman zaman alay konusu olmasına rağmen milletvkillerinden, Savunma Bakanlığı yetkilerine kadar birçok kişinin UFO’ların varlığına inandığını anlatırken “Birgün inanıyorum ki pilotlarımız bir tanesini vurmayı başaracak. Yeni geliştirilmiş silahlarla bunu başaracağız” diye konuştu.